13 Aralık 2017

yer altından notlar,dostoyevski...


Çoğu kitabı ikinciye okumak ister insan.Ve ben ne zaman bir kitabı ikinciye okusam ilk okumadan daha çok beğenirdim ama
#dostoyevski'nin #yeraltindan notlari'nda öyle olmadı.Kitabı yıllar önce okumuş ve çok beğenmiş olduğum halde ikinci okuması beni hiç memnun etmedi.
Hatta bir adım daha ileri gidip neden bu kadar allandırılıp pullandırıldığına da bir anlam veremedim.🤔
Adı sanı belli olmayan bir muhterem ki ben ona Bay Hiçkimse adını verdim hayatından bıkar ve yer altına çekilir.Kırk yıl sonra hikayesini anlatmaya başlar ve çelişkilerle dolu,tutarsız,bohem,doğru düzgün bir düşüncesi bile olmayan muhteremin hayat hikayesiyle harmanlanmış kafası karışık düşüncelerini okuruz.Bilir kişilerin Dostoyevski'nin Gogol'un etkisinden kurtularak yazdığı ilk eseri ve varoluşsal romanın ilk ayak sesleri olarak değerlendirdiği bu kitap çoğu bölümünde 19.yy'ın aydın,edebiyat dünyası,yönetici ve ülke siyasetleri eleştirisini de taşıyor.Şayet Dostoyevski usta hayatta hiçbir başarısı olmayan,güvensiz,kişiliksiz bir hiçkimsenin gözünden bir 19.yy.tasviri ya da eleştirisi yapmak istediyse takdire şayan bir neticeye ulaşmış.
Yoksa aksini düşünmek mantık dışı bir sonuca götüryor insanı.🤔
Yazar bu kitapta ne yapmak istedi???
İşte tüm mesele bu.....
Ben anlamadım yani arkidişler.🙈🙈🙈🙊🙉😁😶



keyifle kalın....

paul auster leviathan...


#leviathan çok uzun zamandır okuma listemde olan bir kitap #paulauster'da çok uzun zamandır tanışmayı istediğim bir yazardı en nihayetinde tanışma şerefine erdim.Birazdan daha fazla geç oldu ama şükür oldu.😁Ve çok doğru bir kitapla yazarla tanışmışım sanırım.
Çok sürükleyici bir dil yapısı var yazarın,neler olduğunu merak etmekten çok nasıl söylediğinin hevesiyle okuyorsunuz.Birde yaşayan yazarları okuma heyecanının insana verdiği gurur ve hayranlık hisside cabası.Ne hikmetse Paul Auster okumak bana Murakami'yi anımsattı her ne kadar yazarlıkları bir birine hiç benzemese de.Auster'in yazarlığı,
Murakami'nin mekanik ve ruhsuz yazarlığından çok uzak olsa da kurgusunun verdiği heyecan ya da roman kahramanlarının karakterlerinin oluşturduğu merak hissi ve yazarın okuyucusuna kendinden çok şey hissettirmesi bana iki yazar arasında bir yakınlık efekti hissini verdi.Bir polisiye şeklindeymiş gibi hikaye başlasa da sizi hiç alakadar etmeyen roman kahramanlarının ve kurgunun birden bire yazarın akıcı üslubu sayesinde bir sayfa bir dayfa daha sizi içine çekmesi keyif verici bir okuma oluşturuyor.
Kadın ve erkeğin yaşam içinde ki bazen keskin bazen zamana yayılan değişimleri,dostluk,ilişkiler,cinsellik.....ve Paul Auster'ın harika kurgusu.



arka kapak:

Daha önce "Ay Sarayı", "Yalnızlığın Keşfi", "Son Şeyler Ülkesinde", "Şans Müziği", "Kırmızı Defter" adlı kitaplarını yayınladığımız Paul Auster'in son romanı simgesel bir ad taşıyor: LEVIATHAN (Tevrat'taki efsane ejderi). "Leviathan", bir kadının bulduğu bir adres defterinden kendisine bir kimlik seçmesiyle başlıyor. Ya da birden, hiç beklenmedik, sarsıcı bir ölümle. Ya da Aaron oturup en sevdiği arkadaşı Benjamin Sachs'ın öyküsünü anlatmaya başlayınca. Aaron, evliliğini kıskandığı, zekasına hayran olduğu Sachs'ın öyküsünü anlatmak istiyor, çünkü Sachs'la ilgili soruşturmayı yürütenler onun için bir öykü uydurmadan önce kendisi doğruyu yakalamak istiyor. Belki bir kaza sonucu balkondan düşen ya da bilerek kendisi atlayan Sachs ortadan kaybolmuştur. Arada bir ortaya çıkarak deli saçması şeyler söyleyip sır olur. İlk kitaplarından bu yana bize rastlantı ile yazgının toslaştığı dünyalar yaratan, insanlardan uzak kahramanların ardısıra bizi gizemli, yürek burkucu yolculuklara çıkanan Paul Auster, bu yedinci romanında dostluk ve ihaneti, cinsel tutku ve yabancılaşmayı konu alıyor. Amerika'nın en özgün yazarlarından biri olan Paul Auster'dan bir polisiye gerilimine sahip ürpertici, ürpertici olduğu kadar eğlendirici, iç gıdıklayıcı ve içten içe yankılanan bir roman.


kitapla kalın.....

10 Aralık 2017

deja vu..

2006 yapımı bu filmi daha yeni izledim ne yazık ki.filmin imdb puanı:7,0.
baş rollerde:denzel washington ve val kilmer var.

danzel bir ajandır ve bir cinayet olayını araştırırken bir ekibe seçilir ve devletin neler neler keşfettiğine de şahit olur.
bu kadar değil tabi çok güzel bir bilimkurgu.kpss dershanesine giderken özgen hocamız bize yattığınız oda da kesinlikle telefon,pc yada tablet tutmayın derdi.çok paranoyakça gibi görünebilir ama bu filmi izleyince özgen hocaya çok hak verdim.ve bence bir bilim bir holyywood kurgusuna düşmüşse çoktan keşfedidlmiş demektir.filmi mutlaka izleyin

ha birde gizli devlet araştırmalarının yanında kocası hekır olan bazı sivri akıllılar hesaplarınıza girip koyduğunuz engelli kaaldırıp sırf hırslarından sizi geri engellerler ve böylelikle sizi bir kez daha haklı çıkarırlar.Allah kıskanç dostların! şerlerinden korusun amin...:Pböyle bir hareket bekliyordum hiç yanlış tanımamışım.yeni de fark etmedim a ;) :DDD
gidipte siber suçtan şikayet mi etsem :D


trailer..


Allah şerlilerin şerrinden,kıskançların kıskançlığından,hekırların heklerinden korusun.:))
kalın sağlıcakla...

şurdan burdan..

 kendimize yılınbaşı programı yaptık.istanbul'a gitmek çok tuzlu oluyordu,ağrı'dan da (ağustosta geldik)iyice sıkıldık,bizde fırsattan istifade hazır tatil var bir erzurum yapalım dedik.aslında niyat van!aydı ama van'a ağrı'dan önce kar geldiği ve yolları perperişan ettiği için vazgeçtik.bizde yakın ama güvenilir olsun dedik erzurmu2u seçtik.amma da şehirsel bir yazı oldu :))
çğretmen evinde yer ayırttık bakalım hayırlısı,kazasız belasız gidip dönmek nasip olsun.şubat tatilinde de hatay'a atanan kardeşimin yanına gideceğiz daha ne olsun :)
herkese güzel bir tatil ve hayırlı bir yıl olsun inşllh....
kahvesiz duramayan giller bu postu yazarken daha canım çekti hadi ben kaçar gidiyorum kahve yapmaya :)

kahvesiz kalmayın :)

101 felsefe problemi,martin cohen...



Kesinlikle bu yıl en sevdiğim kitaplar listesine girecek.👌
Kitap dört bölümden oluşuyor.Ilk bölüm 101 tane felsefi paradoks,ikinci bölüm bu paradoksların açıklanması,
üçüncü bölüm sözlükçe diye geçse de filozoflardan,felsefi kavramlara kadar açıklama içeren bir bölüm,son bölüm ise kaynakça şeklinde ama okuması yapılacak kitaplar listesi verilirken yine felsefi açıklamalar da yer alıyor.Yalın,anlaşılır bir dili ve üslubu var kitabın.Çok keyifle ve dip notların bile altını çizerek okudum.


“101 felsefe probleminin yer aldığı bir kitap, ne tür bir kitaptır? Daha önce keşfedilmemiş paradokslardan ve merak uyandırıcı bilmecelerden oluşan bir hazine mi? Yoksa, toplum ve fizik bilimlerinin kirli çamaşırlarının, çözülmemiş sorunlarının toplandığı bir havuz mu? 101 problemden kaç tanesi kitabın sonuna gelindiğinde çözülmüş olacak? Verdiğiniz paraya değecek mi?

Buna kuşkunuz olmasın. Bu sayfalarda, gerçekten önem taşıyan bütün felsefe problemlerini bulacaksınız. (Gerçi birkaç tanesi önemli olmayabilir.) Açıklamalar kısa ama öz; “hikâyelendirme” denen (her geçen gün saygınlığı artan) yöntem, tartışmalara hem renk katıyor hem de anlaşılır olmalarını sağlıyor. Anlatımda, akademisyenlerin pek düşkün olduğu teknik jargondan eser olmamakla birlikte, fikirlerden veya sorunlardan hiçbir şey eksilmiyor.”

felsefeyle kalın....

anabasis,ksenophon..


#anabasis'i çok merak ediyordum.Bayağıdır kütüphanede sırasını bekliyrdu.Anabasis(yukarıya doğru giden çünkü geri dönerken şartlardan dolayı Trabzon'a doğru gidip deniz yoluyla Yunanistan'a ulaşmaya çalışırlar.)Pers prensi Kyros'un iktidarı ele geçirmek için ağabeyi 2.Artekserkes'e karşı paralı Yunan askerleriyle yaptığı seferin hikayesi.Kyros yanına tarihin ilk savaş muhabiri kabul edilen #ksenophon'u da alarak sefere çıkar ve savaş meydanın da beklenmedik ölümüyle,ki okurken çok etkilendim,askerler başsız kalır ve yollarını da kaybederler.Artık açlık,sefalet,coğrafi zorluklar ve ölüm dolu bir eve dönüş hikayesi başlarTarihçilerin çok değer verdiği bu eser günce şeklinde,yalın ve akıcı bir dille kaleme alınmış.Başta beni ne kadar ilgilendirebilir ki bu hikaye dedirtiren bir yapısı varmış gibi görünse de okurken olayların içine girdiğiniz ve bir sonra ki sayfada neler olacak diye insanı merak ettiren bir yapıya sahip.Tüm hikayenin Anadolu topraklarında geçtiği bir eve dönüş yolculuğu Anabasis...


keyifli okumalar...

100 büyük düşünür,sabri kılıç...


Keyifle okuduğum bir biyografi kitabı oldu.Kısa bir düşünce tarihi gibiydi.Thakes'den Dekar abime😁,Kant'tan Albert Cabus'a,Deridda'dan Baudrillard'a ve düşünce tarihinde iz bırakmış pek çok düşünüre yer verilmişti.Ama kısır bir genel kültür kitabı olmuş.Düşünürlerin hayat tarihçelerine ve düşüncelerine daha fazla yer verilmiş biraz daha akademik bir yapıda olsa daha güzel ve derin bir biyografi tarihçesi olurdu.


Doğu'dan Batı'ya, Antik Çağ'dan günümüze, 

Karanlık dönemlerin kapanıp, aydınlanma çağlarının başlamasına neden olmuş,

Kralların, sultanların saygısını kazanmış,
Okullar kurup yüzlerce bilim insanı yetiştirmiş
Toplumsal dönüşüm hareketlerine fikir babalığı yapmış,

Etkileri günümüze kadar uzanan siyasal düşüncelerin öncüleri olmuş,

Özgürlük, demokrasi, düşünme, tartışma, felsefe, mantık, kültür, sanat gibi kavramları yaşadıkları toplumlara kazandırarak 

Tarihe Adını Yazdıran; Aristo'dan, Buda'ya, Konfüçyus'dan, Mevlana'ya, Martin Luther'den, Hallac-ı Mansur'a, Montaigne'den İmam Gazali'ye 100 Büyük Düşünür'ün, hayat hikâyelerini, başlarından geçen ilginç ve trajik olayları ve onları günümüze kadar taşıyan fikirlerini, kolay, keyifli ve özet halinde bulacağınız bir başucu kitabı.


keyifli okumalar...

7 Aralık 2017

bol kahve içerir :)

 hafta sonu keyiflerimizden bir kubleyle bugünlük veda edeyim.



charlotte bronte'nin gizli maceralrı,Laura J. Rowland


Bu yaşımda #janeeyre'yi yeni okumuş🙈 ve çok beğenmiş biri olarak #charlottebronteningizlimaceralari'nı tevafuken kitapçıda görünce hemencecik sepete atmıştım itiraf etmeliyim ki kitapların #gotik tasarımı da almamda etkileyici oldu.🙊🙉🙈
Kitap, #charlottebronte'nin yaşadığı dönem olayları,kişi ve mekanları baz alınarak kurgulanmış bir casusluk hikayesi bir #polisiye #roman.Ben çok heyecan verici bulmadım doğrusu.Çok fazla lakırtı edilebilecek bir yanı yok.Ama tasarımından dolayı yakın zamanda instagramda popüler olup yağlanıp ballanacağından da eminim.😉



arka kapak:

Gerçekler üzerine kurulan bir kurgu, hakikatin suretine bürünür.

19. yüzyılın mihenk taşı yazarlarından Charlotte Brontë’nin ana karakter olduğu iki kitaplık seri, İngiltere tarihinin gerçekçi bir anlatımının yanı sıra çok sevilen yazarı da okurun karşısına kanlı canlı bir insan olarak çıkarıyor. Charlotte Brontë’yle kasvetli Londra sokaklarında yürüyüp ülkenin kaderini etkileyecek sırları çözerken, ummadığınız bir deneyim yaşayacaksınız.

Charlotte Brontë sırlarını paylaşmak üzere sayfalar arasında bekliyor. Bildiğiniz Charlottë, hiç bilmediğiniz maceralara atılıyor. 

Yıldırım aynı yere iki kere düşer. Bunun en büyük kanıtı benim, sevgili okur. İşte burada benim hikayem başlıyor.

-Charlotte Brontë, Haworth, İngiltere, 1852 Haziran-

“Döneminin katı ahlak anlayışının gölgesindeki gönül ilişkilerini zengin iç dünyasıyla kaleme alan Charlotte Brontë’ye her zaman hayalini kurduğu o macera dolu yaşamı bu romanla tattırmak istedim. Kitabım, aşkın ve tutkunun bu ölümsüz yazarına yürekten övgülerimi yansıtan bir hediyedir.”

-Laura J. Rowland, Charlotte Brontë’nin Gizli Maceraları-

kitapla kalın.....

toplu eserler,arthur scopenhauer...

toplu eserleri 1


#arthurschopenhauerokunması çok zevkli bir düşünür ama kesinliklen bir Dekar abim olmaz.😁😶
Toplu Eserleri 1'de hayatın anlamı,üniversiteler ve felsefe,ölümün anlamı,din üzerine,aşk ve kadınlara dair,seçkinlik ve sıradanlık başlıklarından ve alt konularından oluşuyor.Tüm kitap deneme şeklinde kaleme alınmış.Ben bu tarzı çok sevsemde itiraf etmeliyim ki bir paragrafı okuduğunda diğerine geçince bir önceki paragrafta neler yazdığını unutuyor insan yani en azından bende öyle oluyor.🙈Bir konu başlığı altında pekçok şeyden bahsedildiği için olabilir diye düşünüyorum sorun bende değil yani.🤑🙃Din üzerine adlı bölüm bence çok keyifliydi (her ne kadar görüşlerinin tamamına katılmasamda) ve ağırlıklı olarak #Schopenhauer'in din eleştirisinden oluşuyordu.
Üniversitelerin ve felsefenin ele alındığı kısım ise tam bir #hegel (dedikodusu🙈😄) eleştirisi şeklinde ele alınmıştı.Laf aramızda hayatı boyunca Hegel'i kıskandığını,inat olsun diye üniversitede ki derslerini Hegel'le aynı saate koydurduğunu ve öğrencilerin Hegel'i tercih etmesi ve sınıfının sinek avlamasından dolayı daha çok kudurduğunu söylüyolla🙈🙉🙊
Genel olarak pesimist bakış açısına sahip olsada okunması çok keyifli bir felsefeci.Bu kitap felsefi bir eser olmaktan daha çok felsefi değeri olan bir deneme olarak değerlendirilebilir.
Ben çok sevdim.


arka kapak:

Arthur Schopenhauer (d. 22 Şubat 1788, Danzig - 21 Eylül 1860, Frankfurt), Alman bir filozof, yazar ve eğitmendir. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir.Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche´nin ilk akıl hocasıdır.
Schopenhauer, Platon´un ve Immanuel Kant´ın etkisinde idealizmin teorisini kendince anladığı boyutunda temsil ederken, bu genel bakışı subjektif idealizmin sınırlarından taşıramamış ve Hegel´in felsefesini de reddetmiştir. Hegel, Schelling ve Fichte´ye ve sonradan kendisini fikirlerinden dolayı onore eden Schleiermacher´e karşı etkileyici polemikler yazmaktan çekinmemiştir.

Felsefesinin ilkesel bir kavramı irade kavramıdır. Dünyanın özü ve gerçekliği irade iken, fenomenlerden oluşan dünya, tasarımdan başka bir şey değildir. İrade, Schopenhauer felsefesinde kendini bir zorunluluk olarak gösterir, ki onun düşüncesindeki kötümserliğin ve karamsarlığın kaynağı da esas olarak budur. İnsan, tamamen kurtulamayacak olsa da istencin emrine boyun eğerek acı ve kederden kısmen kurtulabilir. Bu noktada Schopenhauer´ın düşüncelerinin belirli ölçüde, kaderciliğin ağır bastığı doğu felsefelerine yakınlaştığı söylenebilir.

Schopenhauer´a göre; birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır.
Schopenhauer, potansiyel olarak aktif anlamlar taşıyan iki entelektüel beceriyi yani aklı ve anlayışı birbirinden ayırmıştır. Anlayış, bakmayı kavramsal ve terimsel olarak düşünebilme sonrasında içinde barındırdığını temsil etme yetisidir. Bu zihindeki soyut bir konsepttir. Akıl ise buna karşılık, baktığıyla kendini doğrudan doğruya belirsiz; bir insanın ne kadar hızlı veya güçlü olabileceğini bilebilmek, bir gürültünün nedeninin ne olabileceğini veya bir mızrağın hedefine varması için hangi açıyla ya da hangi güçle fırlatılması gerektiğini tahmin ve hesap etmek şeklinde muhakemelerin içinde bulur.
(Tanıtım Bülteninden)
felsefeyle kalın...

aşkın ve savaşın geceleri,eduardo galeano...


"Kimse gidecek kadar kahraman,kalacak kadar vatansever değil."
"Latin Amerika sadece altın,gümüş,kauçuk,bakır ve petrol gaspından çekmedi.Onun belleği de gasp edildi.Nereden geldiğini bilmesin ve nereye gideceğini kestiremesin diye belleğini çaldılar."
#eduardogaleano'nun kendi çoğrafyası için varmış olduğu bu tespit aslında tüm dünya devletleri için geçerli olan bir tehlike.Zihinlerimiz,
kültürlerimiz,inançalımız,tarihlerimiz bizi biz yapan herşey yazarın da dediği gibi gasp altında.Yeni dünya düzenleri,karanlık güçler,para babası dünyayı yöneten aileler gibi komplo teorilerinden hiç bahsetmiycem.(Laf aramızda ben bunlara çok inanıyorım.)
Sağcı,solcu,devrimci,muhalif,dindar,muhafazakar,ateist...şuncu ya da buncu insanların öldğü yerde neci oldukları fark eder mi,ederse nasıl eder?Çalınmış gençlikler,kaybolan gelecekler,unutulmuş geçmişler....kitabı okurken insan hep bunları düşünüyor🤔
Kitap için Arjantin'nin yakın tarihi anlatılıyor diye bakmamak lazım günce şeklinde yalın bir dille yazılmış olan olaylar insana kendi geçmişini de hatırlatıyor.
Ne bileyim işte böyle......


arka kapak:

"Kimse gidecek kadar kahraman, kalacak kadar vatansever değil."

Bir yanda işkenceler, kayıplar, ölümler, katliamlar, sürgünler... Diğer yanda umut, mücadele ve direnç... Sevincin ve coşkunun, acı ve umutsuzluğun yanıbaşında filizlenişinin tanıklığı. Çaresizlikten mücadele, baskılardan direniş yaratan bir halkın fotoğrafı.

Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri sahne sahne ilerleyen bir günce niteliğinde. Röportajlardan anılara, tarihsel kısa öykülerden aforizmalara yayılan, Latin Amerika halkının geçmişine ayna tutan, acıları ve umudu yan yana ve keskin bir dille anlatan alışılmadık bir yaşam öyküsü.

Bu kitapta anlatılanlar coğrafi olarak ne kadar uzağımızda olursa olsun, tanıdık gelecek okuyucuya. İnsanın insanlık savaşına dair bu sahneleri okurken hissettikleriniz sizi, nerede olursanız olun, yakın çağrışımlara sürükleyecek.

Galeano, dünyanın vicdanı olmaya devam ediyor.


kitapla kalın....

ntv yayınları,kuantum teorisi...


İtiraf etmeliyim ki kuantum felsefesi kuantum fiziğinden daha anlaşılır bir şey ama kuantum fiziği ve kuantum felsefesi birbirinden ne kadar ayrıştırılabilir bak onu bilemiyorum🤔
#ntvyayinlari'nın bu çizgibilm serisi çok güzel ve keyifli.Amma kuantum fiziğinden henüz tam olarak ne anladım emin olamamakla birlikte okumaya da devam edicim.
Şimdiye kadar anladığım izafiyet teorisiyle zaman mutlaklığını yitirirken kuantum teorisiyle madde mutlaklığını yitirmiş ve dünya çok vahdet-i vücudçu bir yapıya dönmüş durumda.Anladıklarımın kesin doğruluğunu iddia edemem benim anladığım kısım bu kadar.Daha iyi bilen banada öğretsin lütfen.😁
Sonuç olarak kuantum merak uyandıran,okuması çok zevkli ama anlaşılması zor bir konu....


seksen günde devri alem,jules verne...


Vaktiyle filmini,animasyonlarını izlediğim ama kitaplarını ne yazık ki okumamış olduğum klasikleri okumaya çalışıyorum.Ama genel olarak kitaplar hep hayal kırıklığı oldu.😐Gülüver'in Gezileri de filmini çok sevdiğim ama kitabından hiç zevk almadıklarımdandı mesela.
#80gündedevrialem de onlardan biri.Kitapta dünya turuna çıkıyorsunuz,yazıldığı dönemin tarihine ve coğrafi özelliklerine de ışık tutuyor kitap.Bir yandan polisiye bir macera devam ederken bir yandan da seyyahname gibi ilerliyor kitap ama ben hiç keyif almadan okudum.


arka kapak:

Londralı beyefendi Phileas Fogg, üyesi olduğu Reform-Kulüp’te gazetesini okurken seksen günde dünyayı dolaşmanın mümkün olduğunu öğrenir. Bu olağanüstü yolculuk 19. yüzyılda sanayi devrimiyle gelen tren ve buharlı gemi gibi toplu taşıma araçlarının yanı sıra 1869 yılında açılan Süveyş Kanalı sayesinde yapılabilmektedir. Kulüp arkadaşlarıyla bu yolculuğu seksen gün içinde tamamlayacağına dair bahse tutuşan Fogg, aynı gün uşağı Passepartout’yla birlikte Londra’dan ayrılır. Bu meydan okumayla başlayan bin bir türlü maceraya, bir polis soruşturmasıyla, bir de aşk hikâyesi eklenir. Yayımlandığı 1972 yılından beri popülaritesinden hiçbir şey yitirmeyen Seksen Günde Dünya Gezisi yazarın en sevilen yapıtlarından biridir. Verne’in ulaşım olanaklarının gelişmesiyle “küçülen” dünyasına, artık elektronik çağa adım atmış ve geleneksel medyanın yerini yeni medyaya bırakmasıyla bir “küresel köy”e dönüştüğünden dem vurulan günümüz dünyasından bakmak da ayrı bir macera olsa gerektir. (Tanıtım Bülteninden)

anşmayyon dizisi 


çocukluğumda hergün bıkmadan izlediğimiz çizgi dizisi ama bu versiyondan nefret ettiğimde doğrudur.hayvanlısı hiç keyifli değil ki...:/ :)












buradan izleyebilirsiniz.



ceki çenli filmisini hiç sevmem :P

80 günde devri alem 1956


56 yapımı filmin imdb puanı:6,8
ve nostaljik,klasik filmleri her şeye tersih ederim.
kalp kalp kalp :)




















trailer 


full film


keyifle kalın...